Yalnız şampiyonluğumuz engellenemez. Onu da bilin de...
25 Nisan 2014 Cuma
Aşkın Izdırabı
Dediler ki Fenerbahçe maçına herkes giremeyecek. Cüzdanımızdakiler yetmezmiş gibi yeni bir tane daha almamız dayatıldı. Cüzdanları parayla şişiremiyoruz madem kartlarla şişirelim diye düşünüyorlar galiba. Bütün mecralarda yayınlar yapıldı alcaksınız mecbur dediler. Taraftarlar buna karşı çıktı. Karşı çıkılmasının sebeplerini, dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde bir sistemin olmamasını daha sonra konuşuruz.
Benim derdim, kafamı kurcalayan kulübü yönetenler ile taraftar ilişkisi oldu. Ezeli rakiplerin Fenerbahçe, Galatasaray sezon sonuna kadar e-bilet sistemini uygulamayacaklarını açıklamışken Beşiktaş yönetiminin taraftarına sırtını dönmesini anlayamıyorum.
Bakalım neden anlayamıyorum; stadyum inşaatını kendi imkanların ile yapıyorsun, Olimpiyat Stadyumu'na 80 bin taraftar toplasan güzel hasılat yaparsın heralde. Fenerbahçe'yi taraftarının da desteği ile yenerek sezonun ilk ve tek derbi galibiyetini alırsın şu gariplerin yüzünü güldürürsün. Bu galibiyet senin ikincilik pozisyonunu pekiştirir, ŞL'ne direkt olarak gidersin, gelir mi sana eurolar. Liste uzar.
Beşiktaş Yönetimi ne yaptı peki? Yok arkadaş dedi. Ben stadyum yapıyorum. Derbi maçı öncesi tepedekilerle arayı bozamam. Hem Ciner grubu o kadar masraf yapmış, bunları bir yerden çıkarması lazım. yabancılara gitmesin bizim çocuklar ceplerinden versinler dediler.
Sonra ne oldu peki? Beşiktaş'ın asıl sahipleri dışardaydılar. Her zaman siyah beyaz renklerin peşinde olan insanlar aşklarının mühürlenmesine karşıydılar, stad dışında takip ettiler maçı. İçeride ise derin bir sessizlik vardı. Kimse "Saldır Beşiktaş'ım" diye bağıramıyordu. Çünkü Beşiktaş'ın bir tarafı eksikti.
Geçtiğimiz gün kulüpten aradılar. Dergi üyeliğiniz bitiyor, yenileyelim dediler. İçimden gelmedi yenilemedim. Arayan hanımefendiye de söyledim; "Yönetimin taraftara karşı tutumundan huzursuzum, e-bilet uygulaması öncesi gösterilen tavırdan dolayı kırgınım, istemiyorum. Ben gerektiğinde yenilerim." Aldığım cevap da "Çoğu taraftarımız da aynı şekilde cevap veriyor." şeklinde oldu.
Diyeceğim özetle şudur ki bu şekilde giderse Vodafone Arena biter ama içini manevi olarak dolduramazlar. Ruhu olmayan bir stadyumun da Beşiktaş'a bir faydası olmaz.
Benim derdim, kafamı kurcalayan kulübü yönetenler ile taraftar ilişkisi oldu. Ezeli rakiplerin Fenerbahçe, Galatasaray sezon sonuna kadar e-bilet sistemini uygulamayacaklarını açıklamışken Beşiktaş yönetiminin taraftarına sırtını dönmesini anlayamıyorum.
Bakalım neden anlayamıyorum; stadyum inşaatını kendi imkanların ile yapıyorsun, Olimpiyat Stadyumu'na 80 bin taraftar toplasan güzel hasılat yaparsın heralde. Fenerbahçe'yi taraftarının da desteği ile yenerek sezonun ilk ve tek derbi galibiyetini alırsın şu gariplerin yüzünü güldürürsün. Bu galibiyet senin ikincilik pozisyonunu pekiştirir, ŞL'ne direkt olarak gidersin, gelir mi sana eurolar. Liste uzar.
Sonra ne oldu peki? Beşiktaş'ın asıl sahipleri dışardaydılar. Her zaman siyah beyaz renklerin peşinde olan insanlar aşklarının mühürlenmesine karşıydılar, stad dışında takip ettiler maçı. İçeride ise derin bir sessizlik vardı. Kimse "Saldır Beşiktaş'ım" diye bağıramıyordu. Çünkü Beşiktaş'ın bir tarafı eksikti.
Diyeceğim özetle şudur ki bu şekilde giderse Vodafone Arena biter ama içini manevi olarak dolduramazlar. Ruhu olmayan bir stadyumun da Beşiktaş'a bir faydası olmaz.
23 Nisan 2014 Çarşamba
Bahar
Tribun icin en guzel ay Nisan'dir...
Yazi oldum olasi sevmedim, bahari da.. Son bir kac senedir kilolu oldugum icin sicak daha da cekilmez geliyor ama onceden de bu boyleydi. Sicakla aram hic iyi olmadi. Benim icin dunyadaki en guzel hava olayi yagmur. Ciddi ciddi her gun yagis alan bir iklimde gul gibi yasayabilecegimi dusunuyorum.
Tek bir istisna var benim icin bu konuda. Baharda en guzel sey tribun olur benim icin.. Ligin son haftalarinin heyecani, kis gecmis, hava tam olmasi gerektigi kadar isinmis, yaz saati uygulamasina gecildigi icin mac aydinlikta baslayip karanlikta bitecek.. Hele bir de derbi varsa, muthis..
Besiktas macini tam da boyle bir havada Kadikoy Evlendirme Dairesi'nde cep telefonundan takip ettim. Fenerbahce icin kalp ve kafa kirmis biri olarak kiramayacagim bir arkadasimin nikahindaydim.
Hanimla vakitlice toparlanamadik, Bursa'dan yola ciktigimizda saat neredeyse 13:00'tu. Belki komple birakirim umidiyle aldigim arabada sigara icmeme kararindan dolayi yolda da 3 kere durduk. Hic trafige kalmamamiza ragmen Kalamis'a vardigimizda saat 18:00'di. Marina'nin yanindaki otoparka arabayi birakip Kalamis Parki'na arkadaslarin yanina bir bira icmeye gittik. Hayatimin bunu soyleyecek safhasinda degilim biliyorum, ama tipki eski gunlerdeki gibiydi. Yarim saatte ictigim bir biranin beni bu kadar mutlu ettigi nadirdir.
Kalamis Parki'nda, Yogurtcu'da, Kiziltoprak isiklarda, UNIBJK ile Sairler'de, Baris'la Caferaga'da, tayfayla golette, Besevler'de Gunto'larin evin arkasindaki parkta, Yener'de, 20 yillik arkadaslarimla Tirilye'de.. Baharda bira icmek dunyanin en guzel seylerinden biri. Hele bir de icinde biraz tribun de varsa, degmeyin keyfime.
7 Nisan 2014 Pazartesi
Dunyanin En Kotu Derbisi
Hocalardan, kadrolardan bagimsiz olarak uzun suredir futbol anlaminda keyifli bir Fenerbahce - Galatasaray maci hatirlamiyorum. Buna benzer olarak uzun suredir gergin olmayan bir Fenerbahce - Galatasaray maci da hatirlamiyorum. Bu maclar elbette onemlidir, elbette tansiyonu yuksek olacaktir, ama son yillarda FB-GS derbileri ev sahibi olan tarafin misafir takima zulmettigi bir sirke donustu.
Macta yine normalin uzerinde bir gerginlik vardi. Gokhan Gonul'un hemen her macta olan bir itmenin uzerine kosup Sneijder'e hesap sormasi, ya da daha maca gireli 5 dakika olmusken Veysel'in yine hemen her duran topta olan itismeyi buyuterek Bruno Alves'le olayi kavganin esigine getirmesi baska turlu aciklanabilecek seyler degil.
Melo hala Galatasaray'da ilk sezon oynadigi topun mirasini yiyor. Kasitli sert hareketlerinin, edepsizliklerinin biraz goz ardi edilmesini sagladi sampiyonluga sagladigi buyuk katki. Fakat su an oyun gitti, elde sadece kesitli sert hareketler ve edepsizlik kaldi. Bana kalirsa Melo icin bunlar sonun baslangici. Galatasaray taraftarinin oyundan cikarken ayakta alkislamasina takilmamak lazim, skor 1-0 degil de 0-1'ken atilsaydi, o tribunler ne yapardi, bugun neler konusulurdu kestirmek guc degil.
Benzer sekilde Emre de yaptigi 6 aylik Madrid Erasmus'unun ardindan Fenerbahce'ye dondukten sonra dise dokunur herhangi bir katki gosteremedi. Emre'yle baslayan gazete haberlerinin hepsi ya "arka adele" ile devam ediyordu, ya da bir sonraki macta takimini yalniz birakacagindan. Fenerbahce'de Alper'in yoklugunda merkezdeki ofansif yuku cekmesi beklenen adam Emre'ydi. Form durumlarina bakildiginda Salih'in oynamasi elbette mantikli olandi, fakat buna cesaret edemedigi icin Ersun Yenal'i cok da fazla elestirmem. Ferhat Oztorun'un iyi bir sol bek olamamasinin -diger onlarca sebeple birlikte- birisinin Kadikoy derbisinde gereginden erken ilk 11 cikmasidir bence. Emre - Topal - Meireles uclusu ofansif anlamda yetersiz kaldi, Caner Burak Yilmaz baskisindan dolayi alisildigi kadar ileriye cikmadi, hal boyle olunca da Fenerbahce'nin tek hucum silahi Emenike'nin sisirilen toplarda iki stoperle bogusup duran top ya da iyi ihtimal pozisyon bulmasi ihtimaline kaldi.
Galatasaray'in elinde kalan tek hedef Sampiyonlar Ligi'ne direkt gitmek. Iyi baslayan sezonda once biraz tokezlediler, sonra hoca degisimi ve ozellikle Juventus'u elemeleriyle adeta sahlandilar ve fakat sezon sonuna dogru yine dususe girdiler. Mancini'nin hak etmedigi elestirileri almasi malesef futbolun ve aslinda daha da fazla Turkiye'nin gercegi. "Adam gibi adam Mancini" ile "Mancini hoca degil" arasindaki fark Burak Yilmaz'in altipastan kaciracagi bir gol kadar. Muhtemelen Mancini'nin de sonu ayni kaderi paylastigi Del Bosque, Aragones, Rijkaard, Hiddink'ten cok farkli olmayacak. (Bununla ilgili ayri bir yazi yazmayi planliyorum. Bu kadar adamin Turkiye'de basarili olamamasinin bir sebebi olmali) Bunun gerginligi ile ev sahibi olmanin da avantajiyla maca cok sert basladi Galatasaray. Hakem de macin genelinde "politik olarak dogru" olani yapti. Mevcut baski altinda, TT Arena'da, gectigimiz yillarda yasananlar hala akildayken, hele ki Fenerbahce sampiyonlugu neredeyse garantilemisken "politik olarak dogru" olan Galatasaray'in bu sertliklerine goz yummakti. Oyle de yapti. Bu durum, zaten sinirlenmesi icin cok da fazla tahrige ihtiyac duymayan Emre'nin atilmak icin sert hareketler yapmasina yetti. 10 kisi kaldiktan sonra Fenerbahce cok fazla dagilmadi. 1-2 pozisyon disinda rakibine ciddi pozisyon da vermedi. Burda aslan payini Meireles'e vermek lazim. Yazin oynanacak Dunya Kupasi'nin da motivasyonuyla bir suredir harika oynuyor. 10 kisi kaldiktan sonra Caner de ilk yariya kiyasla daha fazla ileri cikmaya basladi. Biraz kipirdanma olsa da Fenerbahce'nin gol atmasi mucize olurdu. Neredeyse bir tane bile ciddi pozisyon yoktu.
Uzun sure bir kisi eksik oynamis ve golu bulamadikca daha da sinirleri gerilen Fenerbahce'ye karsi Melo'ya macin basindan beri defalarca hak ettigi kirmizi karti gostermek de "politik olarak dogru" olandi. Fenerbahce tarafinin ofkesini belki biraz dindirirdi, dakika ve skor itibariyle Galatasaray taraftarinin zaten umrunda degildi.
Berbat hakem yonetimine ragmen macin olmasi gereken skorla bittigini dusunuyorum. Daha az kotu olan Galatasaray, sik bir golle maci kazandi.
Bir parantez de Drogba icin acmak lazim. 36 yasindaki Drogba Bekir ve Bruno Alves gibi bu ligin ozellikle kuvvet acisindan kaburustu olan iki stoperine karsi 90 dakika boyunca muthis oynadi. Muhtemelen macin en iyisi oydu.
Macta yine normalin uzerinde bir gerginlik vardi. Gokhan Gonul'un hemen her macta olan bir itmenin uzerine kosup Sneijder'e hesap sormasi, ya da daha maca gireli 5 dakika olmusken Veysel'in yine hemen her duran topta olan itismeyi buyuterek Bruno Alves'le olayi kavganin esigine getirmesi baska turlu aciklanabilecek seyler degil.
Melo hala Galatasaray'da ilk sezon oynadigi topun mirasini yiyor. Kasitli sert hareketlerinin, edepsizliklerinin biraz goz ardi edilmesini sagladi sampiyonluga sagladigi buyuk katki. Fakat su an oyun gitti, elde sadece kesitli sert hareketler ve edepsizlik kaldi. Bana kalirsa Melo icin bunlar sonun baslangici. Galatasaray taraftarinin oyundan cikarken ayakta alkislamasina takilmamak lazim, skor 1-0 degil de 0-1'ken atilsaydi, o tribunler ne yapardi, bugun neler konusulurdu kestirmek guc degil.
Benzer sekilde Emre de yaptigi 6 aylik Madrid Erasmus'unun ardindan Fenerbahce'ye dondukten sonra dise dokunur herhangi bir katki gosteremedi. Emre'yle baslayan gazete haberlerinin hepsi ya "arka adele" ile devam ediyordu, ya da bir sonraki macta takimini yalniz birakacagindan. Fenerbahce'de Alper'in yoklugunda merkezdeki ofansif yuku cekmesi beklenen adam Emre'ydi. Form durumlarina bakildiginda Salih'in oynamasi elbette mantikli olandi, fakat buna cesaret edemedigi icin Ersun Yenal'i cok da fazla elestirmem. Ferhat Oztorun'un iyi bir sol bek olamamasinin -diger onlarca sebeple birlikte- birisinin Kadikoy derbisinde gereginden erken ilk 11 cikmasidir bence. Emre - Topal - Meireles uclusu ofansif anlamda yetersiz kaldi, Caner Burak Yilmaz baskisindan dolayi alisildigi kadar ileriye cikmadi, hal boyle olunca da Fenerbahce'nin tek hucum silahi Emenike'nin sisirilen toplarda iki stoperle bogusup duran top ya da iyi ihtimal pozisyon bulmasi ihtimaline kaldi.
Galatasaray'in elinde kalan tek hedef Sampiyonlar Ligi'ne direkt gitmek. Iyi baslayan sezonda once biraz tokezlediler, sonra hoca degisimi ve ozellikle Juventus'u elemeleriyle adeta sahlandilar ve fakat sezon sonuna dogru yine dususe girdiler. Mancini'nin hak etmedigi elestirileri almasi malesef futbolun ve aslinda daha da fazla Turkiye'nin gercegi. "Adam gibi adam Mancini" ile "Mancini hoca degil" arasindaki fark Burak Yilmaz'in altipastan kaciracagi bir gol kadar. Muhtemelen Mancini'nin de sonu ayni kaderi paylastigi Del Bosque, Aragones, Rijkaard, Hiddink'ten cok farkli olmayacak. (Bununla ilgili ayri bir yazi yazmayi planliyorum. Bu kadar adamin Turkiye'de basarili olamamasinin bir sebebi olmali) Bunun gerginligi ile ev sahibi olmanin da avantajiyla maca cok sert basladi Galatasaray. Hakem de macin genelinde "politik olarak dogru" olani yapti. Mevcut baski altinda, TT Arena'da, gectigimiz yillarda yasananlar hala akildayken, hele ki Fenerbahce sampiyonlugu neredeyse garantilemisken "politik olarak dogru" olan Galatasaray'in bu sertliklerine goz yummakti. Oyle de yapti. Bu durum, zaten sinirlenmesi icin cok da fazla tahrige ihtiyac duymayan Emre'nin atilmak icin sert hareketler yapmasina yetti. 10 kisi kaldiktan sonra Fenerbahce cok fazla dagilmadi. 1-2 pozisyon disinda rakibine ciddi pozisyon da vermedi. Burda aslan payini Meireles'e vermek lazim. Yazin oynanacak Dunya Kupasi'nin da motivasyonuyla bir suredir harika oynuyor. 10 kisi kaldiktan sonra Caner de ilk yariya kiyasla daha fazla ileri cikmaya basladi. Biraz kipirdanma olsa da Fenerbahce'nin gol atmasi mucize olurdu. Neredeyse bir tane bile ciddi pozisyon yoktu.
Uzun sure bir kisi eksik oynamis ve golu bulamadikca daha da sinirleri gerilen Fenerbahce'ye karsi Melo'ya macin basindan beri defalarca hak ettigi kirmizi karti gostermek de "politik olarak dogru" olandi. Fenerbahce tarafinin ofkesini belki biraz dindirirdi, dakika ve skor itibariyle Galatasaray taraftarinin zaten umrunda degildi.
Berbat hakem yonetimine ragmen macin olmasi gereken skorla bittigini dusunuyorum. Daha az kotu olan Galatasaray, sik bir golle maci kazandi.
Bir parantez de Drogba icin acmak lazim. 36 yasindaki Drogba Bekir ve Bruno Alves gibi bu ligin ozellikle kuvvet acisindan kaburustu olan iki stoperine karsi 90 dakika boyunca muthis oynadi. Muhtemelen macin en iyisi oydu.
6 Nisan 2014 Pazar
Biz Kimiz?
Blogger ve devaminda hayatimiza giren mainstream medya disindaki tum yayin organlarinin aslinda iyi birer okuyucusu olan ve soyleyeceklerini insanlarla paylasmak icin defalarca tesebbus edip bir sekilde yarida birakan uc adamin -simdilik- son projesi.
Hayatin onlari farkli sehirlere ve farkli yasamlara surukledigi zamanda, aslinda belki de ucuncu sahislara fikirlerini duyurmaktan ziyade birbirlerinden haberdar olabilmek icin bu blogu acmaya karar verdiler.
En az ortak yanlari kadar farkliliklari da bulunan bu uc adamin konusmaktan, tartismaktan zevk alacagi seyleri burada bulacaksiniz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)